Türkü Müziğin Oluşumu (Müziğin İnsan Yaşamındaki Yeri ve İşlevleri)
Kategori Müzik Eğitim

Müziğin Oluşumu (Müzik ve İnsan, Müziğin Oluşturulması, İnsanın Müziksel Çevresi, Müziğin İnsan Yaşamındaki Yeri, Müziğin İnsan Yaşamındaki İşlevleri)

A. MÜZİĞİN OLUŞUMU

Müziğin nasıl oluştuğuna dair elimizde kesin ve bilimsel veriler tam olarak bulunmamaktadır. Çeşitli rivayet ve efsaneler günümüze kadar gelmişse de bunlarla ilgili kesin bir kanıt yoktur.

Kesin olan bir şey varsa; Müzik, insanoğlunun varoluşuyla birlikte oluşmaya başlamıştır. İlk insanlar, konuşmayı öğrenmeden önce bir takım ritmik hareket ve seslerle, haykırışlarla iletişim kurmaya başlamışlar, doğada duydukları bazı sesleri taklit ederek, bir takım taş ve demirleri birbirine vurarak müziğin temellerini atmışlardır denilebilir.

a. Müzik ve İnsan

“Çeşitli tanımlardan anlaşılacağı gibi müziğin yapı taşları seslerdir. Sesler belirli bir amaç ve yöntemle, belirli bir güzellik anlayışına göre seçilip birleştirilir. Seslerle anlatılanlar ya da anlatılmaya çalışılanlar, duygu, düşünce, tasarım ve izlenimlerdir. Bunların anlatımı için seçilip

birleştirilen sesler, öz – biçim yönünden estetik temeli ya da estetik boyutu olan bir yap] oluşturur. Müzik, işte bu özelliklerden oluşan bir bütündür.

Ne var ki günümüzde, müziğin duygu ve düşünceleri kesinlikle dile getiremediği görüşünde olanlar da vardır. Bu görüşü paylaşanların dayandığı temel gerekçe şudur: Bir müzik herkese ya da bir kişiye her zaman kesinlikle aynı şeyi anlatmamaktadır. Ancak, bu görüşte olanlar, müzik denilen bütünün, belli bir duygu ya da düşünceyi anlatmak için olmasa bile, belli bir amaç ve yöntemle yapılan bir çalışmayla ortaya çıktığını yadsımamaktadırlar.

Öyleyse, yalın ve özlü anlamıyla belirtirsek, müzik; “Belli bir amaç ve yöntemle bir güzellik anlayışına göre işlenerek birleştirilmiş seslerden oluşan estetik bir bütündür diyebiliriz.

b. Müziğin Oluşturulması

Müzik oluşturma, insanın müziksel eylemlerinin temelidir. Günümüzde müzik oluşturma sürecinin başlıca üç türü vardır: Besteleme, yorumlama ve doğaçlama. Şimdi bunların her birini kısaca açıklayalım.

Besteleme, sesleri belli bir güzellik anlayışına göre, belli bir amaç ve yöntemle ardarda veya üst üste bir araya getirip işleyerek bir bütün oluşturma sürecidir. Bu süreç, tüm yönleriyle yeni ve özgün bir bütün oluşturmadan daha az ya da belli bir yönüyle yeni ve özgün bir bütün oluşturmaya doğru değişen özellikler gösterir.

Çeşitleme, eşlikleme, çalgılama, orkestralama, korolama, uyarlama, düzenleme vb. birer besteleme biçimidir.

Çeşitleme, bir ezgiyi ya da müziksel örgüyü ezgi, armoni ya da ritim yönünden az – çok değişikliğe uğratarak yinelemedir. Eşlikleme, bir ezgiye, şarkıya ya da bir ezgi çalgısına, onu destekleyici, tamamlayıcı, zenginleştirici eşlik müziği oluşturmadır. Çalgılama, bir besteyi ya da müziksel örgüyü çalgılar için düzenleme demektir. Bir müzik eserini orkestrayı oluşturan çalgılar arasında bölüştürmeye orkestralama, koroyu oluşturan ses partileri arasında bölüştürmeye ise korolama denir. Uyarlama, belli bir ortam ya da oturtum için yazılmış bir müzik eserini başka bir ortama ya da oturtuma aktarmadır. Düzenleme ise, belli bir ses, çalgı yada müzik topluluğu için oluşturulmuş bir eseri, başka bir ses, çalgı ya da müzik topluluğu için değiştirmedir.

Yorumlama (seslendirme), bir müzik eserini aslına en uygun biçimde, gereken özen, titizlik ve duyarlılıkla seslendirme sürecidir. Bu süreç (şarkı) söyleme, (çalgı) çalma, söyleyen ya da çalan toplulukları yönetme biçiminde gerçekleşir.

Doğaçlama ise, akışı önceden ayrıntılarıyla saptanmamış bir müziği, yada müziksel tasarımı, o anda seslendirerek biçimlendirme ya da biçimlendirerek seslendirmedir.

Peki, besteleme, yorumlama ve doğaçlama arasındaki teme! ayrılık nedir?

Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, besteleme daha çok yaratmayı, yorumlama daha çok müzik yapmayı, doğaçlama ise hem yaratmayı, hem de müzik yapmayı vurgular.

c. İnsanın Müziksel Çevresi

İnsanın içinde bulunduğu çevreyi oluşturan doğal, toplumsal ve kültürel öğeler arasında ses çok önemli bir yer tutar. İnsanın çevresi, bir bakıma seslerden örülü bir ağ gibidir. Ses, insanın çevresiyle etkileşiminde rol oynayan temel öğelerin başında gelir. Nitekim sesin olmadığı durumlarda iletişim ve etkileşim çok zor olur.

Sesler, kaynaklarının ve oluşma ortamının temel nitelikleri bakımından doğal, toplumsal ve kültürel olmak üzere üç kümede toplanabilir. Bunları şöyle örneklendirebiliriz:

Gök gürültüsü, rüzgar uğultusu, su şırıltısı, kuş cıvıltısı, yaprak hışırtısı vb. doğal seslerdir.

Konuşma – tartışma, bağırma – çağırma, gülme – ağlama, yalvarma – yakarma sesleri vb. toplumsal seslerdir.

Taşıt, makine, motor, düdük, çalgı, koro, orkestra sesleri vb. kültürel seslerdir.

Böyle bir ses çevresi içinde müziğin yeri nedir ?

insanı kuşatan ses çevresi içinde müzik, öbürlerinden bambaşka özellikler taşır. Bir bakıma estetik temele dayalı belirli ses birleşimleri olarak algılanan müzik, gerek kaynak, gerek oluşum ve gerekse işlev bakımından müzik dışı seslerden çok farklıdır. İnsan, çevresindeki müzikleri algıladıkça, o müziklerdeki yapıları, yapıyı oluşturan öğeleri ve öğeler arasındaki ilişkileri sezer, kavrar ve çözümler. Algıladığı müzikte yapı arama, yapıyı oluşturan öğeleri belirleme, öğeler arasındaki ilişkileri kavrama, yapının bütünü ve öğeleri arasındaki uyumu sezme ve bundan zevk alma çabaları, insanı, giderek yeni müziksel yapılar oluşturmaya yöneltir. Bu da insanı giderek, müziğin dışında başka türdeki yapıları Türk Halk Müziği ve Nazariyatı

görmeye, tanımaya, çözümlemeye ve o yapılarda da uyum aramaya, bulup sezdiği uyumdan zevk almaya götürür.

Bireyin içinde yaşadığı müziksel çevre çeşitli öğelerden oluşur. Müziksel çevredeki kaynağı, türü, işlevi değişik çeşitli müzikler, bunları yaratan besteciler ve seslendiren yorumcular, dinleyiciler, müzik eğitimcileri ve müzik araştırmacıları ile bunların yetiştirilip çalıştırıldığı çeşitli müzik, kurum, kuruluş ve örgütleri meydana getirir.

Her müzik kurum, kuruluş ve örgütünün kendine özgü müziksel çalışmaları, müziksel etkinlikleri vardır. Bu çalışma ve etkinliklerde değişik müzik adamları, çeşitli seslendirme takımları görev alır. Bu etkinliklerin bir çoğu konserdir. Konserlerden bazıları bireysel, bazıları toplu, bazıları ise hem bireysel hem toplu seslendiricileri gerektirir.

Konser programlarında yer alan eserleri, eserlerin besteci ve yorumcularını, besteleme ve yorumlamada izlenen anlayış ve yaklaşımları,bunların dinleyici üzerindeki etkilerini eleştirel biçimde ele alıp değerlendiren müzik eleştirmenleri de müziksel çevrenin önemli bir öğesidir.

Müziksel çevrede, ayrıca, yine kaynağı, türü, işlevi değişik çeşitli çalgılar ve müzik dinleme araçları ile bunların yapımcı, üretimci, pazarlamacı ve satıcıları vardır.

Radyo, televizyon, müzik kitap ve dergileri, müziğe yer veren dergi ve gazeteler, müzik şenlikleri, müzik sempozyumları vb. müziksel çevreyi oluşturan öteki önemli öğelerdir.

Görülüyor ki müziksel çevre, çeşitli öğelerden oluşan çok yönlü, kapsamlı, karmaşık ve dirik bir yapıya sahiptir. Bu yapıyı oluşturan öğeler hem birbirleriyle, hem çevrenin öteki öğeleriyle etkileşirler. Genellikle birbirini tamamlayıp bütünleyen bu öğeler, zaman zaman da birbirleriyle Çelişirler, çatışırlar.

Müziksel çevre, kendisini oluşturan öğelerle birlikte, bazen yavaş, bazen hızlı, ama sürekli bir oluşum, gelişim ve değişim içindedir.


d. Müziğin İnsan Yaşamındaki Yeri

Müzik, insan yaşamının her evresinde yer alan, onsuz olunamayan bir olgudur. İnsan – müzik ilişkisi, doğumdan sonra doğrudan ilişki biçimine dönüşür ve gittikçe çeşitlenip, zenginleşerek, güçlenip gelişerek, insanın yaşamı boyunca sürer gider.

Bebeğin daha ana karnında (rahminde) iken annenin kalp atışlarından etkilendiği, doğumdan sonra bu bildik sesi ve ritmi yeniden bulmanın kendisi üzerinde rahatlatıcı bir etki yaptığı bilinmektedir

Nitekim, yapılan deneylerde, ses bandına alınmış kalp atış seslerinin dinletildiği odada yatan yeni doğmuş bebeklerin, hiç ses verilmeyen odadaki bebeklerden daha erken uykuya daldıkları gözlenmiştir.

Bu durum, insan yavrusunun müziğe, daha doğrusu bazı müziksel öğelere karşı, daha doğmadan önce belirli bir duyarlılık kazanmaya başladığının bir göstergesi olarak kabul edilir.

Birey olarak insan, bebeklik döneminde ninnilerle, erken çocukluk döneminde sayışma, tekerleme, müzikli masal ve oyunlarla; geç çocukluk ve gençlik dönemlerinde; türkü, şarkı, marş ve başka çeşitli müziklerle yoğrulur. Yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde de yaşamının önemli bir bölümünü müzikle doldurur, müzikle geçirir.

Bulunduğu çevrede müzikle etkileşim içinde olan birey, müzikle ilgili bir takım davranışlar kazanır.

Müzik dinleme, müzikle oynama, ezgi mırıldanma, bir şeyi tıngırdatma, şarkı söyleme, çalgı çalma, müzik yaratma, bazı müzikleri beğenme, bazı müzikleri beğenmeme, bazı müzikleri eleştirme, yerme, yüceltme, vb. davranışlar bunlar arasındadır.

Bazı davranışları kazanan birey, müzikle ve müziksel çevresiyle daha bilinçli ve etkili bir etkileşim içine girer. Bunun bir sonucu olarak da müzikle uyuma, müzikle oynama, müzikle dinlenme, müzikle eğlenme, müzikle öğrenme, müzikle çalışma, müzikle anlaşma, müzikle geçimini sağlama, müzikle kendini geliştirme – gerçekleştirme – aşma vb. daha kapsamlı davranış örüntüleri geliştirir.


e. Müziğin İnsan Yaşamındaki İşlevleri

Müziğin insan yaşamındaki önemi, onun insan yaşamının değişik boyutlarındaki çok yönlü işlevlerinden kaynaklanır. Bu işlevler bireysel, toplumsal, kültürel ekonomik ve eğitimsel olmak üzere beş kümede toplanabilir. Şimdi bunları kısaca açıklayalım.

  • Müziğin bireysel işlevleri, bireyin dengeli ve duyumlu, sağlıklı ve başarılı, duyarlı ve mutlu olması için bilişsel, duyuşsal ve devinişsel yapıları üzerinde olumlu izler bırakan müziksel uyarılma tepkide bulunma biçimlerini kapsar.

  • Müziğin toplumsal işlevleri, bireyler, birey ile toplum, toplumsal kesimler ve toplumlar arasında tanışma, anlaşma, kaynaşma, dayanışma, paylaşma, yaklaşma, işbirliği, birleşme ve bütünleşme sağlanmasında müziğin oynadığı rolleri kapsar.
  • Müziğin kültürel işlevleri, kültürü artırıcı, kültürel özellikleri taşıyıcı ve kuşaktan kuşağa aktarıcı, kültürler arası ilişkileri zenginleştirici müziksel birikim ve etkinlikleri kapsar.
  • Müziğin ekonomik işlevleri, sanatsal öz korunmakla birlikte müzik alanında giderek belirginleşen sunu – istem, üretim – dağıtım – tüketim ilişkilerinin ağır bastığı çalışma ve düzenlemeleri kapsar.
  • Müziğin eğitimsel işlevleri, bireysel, toplumsal, kültürel ve ekonomik işlevlerin düzenli, sağlıklı, etkili, verimli ve yararlı olmasını sağlamaya yönelik müziksel öğrenme – öğretme etkinliklerini ve bunlara ilişkin düzenlemeleri kapsar.

Müzik, biri eğitim aracı, ötekisi eğitim alanı niteliğinde olmak üzere iki önemli eğitimsel işleve sahiptir.

Müzik bir eğitim aracıdır. Eğitim alanında önem kazanan müzikli eğitim, müzikle eğitim, müzik yoluyla eğitim kavram ve uygulamaları, temelde müziğin etkili ve verimli bir eğitim aracı olmasından kaynaklanır. Müziğin, eğitimin değişik alan ve düzeylerinde öğrenmeyi ve öğretmeyi kolaylaştıran ya da sağlamlaştıran bir araç olduğu öteden beri bilinmektedir.

Müzik bir eğitim alanıdır. Müzik için eğitim, müzikte eğitim kavram ve uygulamaları, temelde, müziğin önemli bir eğitim alanı olmasından kaynaklanır. Müziğin insan yaşamındaki öteki işlevlerinin düzenli, etkili ve verimli olarak işleyebilmesi için, insanların müzik yoluyla yetiştirilmeleri yeterli olmamış; bunun yanında bazı insanların müzik alanının belirli dallarında yetiştirilmeleri de zorunlu olmuştur. Böylece, binlerce yıl önce ilkel büyücünün kişiliğinde toplandığı kabul edilen başlıca müziksel yetenekler ya da beceriler, zamanla birbirlerinden ayrılarak, günümüze doğru ayrı birer müziksel uzmanlık dalı durumuna gelmiştir.5


Kaynak: [1] Ali UÇAN, Müzik Eğitimi, Ankara, Kurtuluş Matbaası, 1994, s. 10-13.





Benzer yazılar

2 Yorum

  1. çok uzun bir bilgi yazana kadar canım çıktı.

  2. çoooooooooooook uzuuuuuuuuuunmuş

Yorumunuz...